Aile yapısındaki ve evlenme anlayışındaki değişiklikler, sosyal bilimcilerce kabul edilse de aile hala toplumun temel kurumu olarak önemini korumaktadır. Aile yapısındaki değişiklikler, aile yapısını da etkilemiştir. Çocuk bakımı ve yetiştirmesi, ailede karar mekanizmalarına katılım, kadının çalışma yaşamına aktif katılımı, eşler arası iletişim gibi boyutlarda ortaya çıkan değişiklikler, ister istemez evliliğe ve boşanmaya ilişkin tutumları da farklılaştırmaya başlamıştır.
Ailede güç ve otorite modeli olan erkek, bu değişime paralel olarak yeni aile ve evlilik rollerine uyum sağlamaya yönelmiştir. Eskiden olduğu gibi güç ve otorite modeli olmak, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede, kentsel kesimlerde giderek daha "sembolik anlam" taşımaya başlamıştır. Özellikle eğitim düzeyinin yükselmesiyle pek çok erkek artık evlilik ilişkilerinde "karşılıklı bağımlılık", "spontanlık" gibi kavramlardan daha az ürkmektedir. Cinsiyet rollerinde daha eşitlikçi bir dağılım kendini göstermeye başlamıştır. Kadının kendini ekonomik anlamda erkeğe bağımlı görmemesi, başka bir deyişle "bağımlılık" yerine "bağlılık" kavramının ön plana çıkması, evliliğin niteliğinin (dayanışma, dostluk, sevgi, paylaşım vb.) vurgulanması, evliliğe bakışı olduğu kadar boşanmayla ilgili değerlendirmeleri de eskiye kıyasla farklılaştırm aktadır. Farklılaşan değerlendirmelerin başında tüm çabalara karşın yolunda gitmeyen evlilikleri "her ne pahasına olursa olsun" sürdürmenin aile üyelerine çoğu zaman daha fazla zarar vereceği düşüncesi gelmektedir. Çocukların varlığının da bir evliliği sürdürebilmek için yeterli olmayacağı düşünülmektedir.
Daha öncede vurgulandığı gibi yüksek boşanma oranları, kişilerin evlenme filerinden uzaklaşmasıyla sonuçlanmamıştır. Aksine kadınların üçte ikisi ve erkeklerin dörtte üçü yeniden evlenmektedirler. Ancak ilk evlilik ve boşanma sürecindeki çatışmaların çözümlenmemesi durumlarında boşanma oranları %60 gibi yüksek oranlara çıkabilmektedir.
En sık karşılaşılan boşanma nedenleri şunlardır:
1. Ekonomik sorunlar
2. Eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları
3. Cinsel sorunlar
4. İletişim Bozukluğu
5. Eşlerden birinin ihaneti
6. Aile içi şiddet
7. Zevk ayrılıkları
8. Eşlerin birbirlerini ihmal edişi
9. Ailelerin aşırı müdahalesi
10. Eşlerden biri ya da her ikisinin ailelerine bağımlı ya da zayıf kişilikte olmaları
11. Çocuk olmaması
12. Ciddi ekonomik ve sınıfsal farklılıklar
13. Yaş farkının fazla olması
14. Erken yaş evlilikleri
15. Aile baskısı ile evlendirmeler
16. Taraflardan birinin ani kişilik ve yaşam pratiğinin değişmesi
17. Psikiyatrik sorunlar/ depresyon, panik atak, şizofreni vb.
18. Uyuşturucu, alkol ve kumar bağımlılığı
Boşanma ve Çocuk Psikolojisi, Boşanma çocuğu nasıl etkiler, boşanma çocuğa nasıl söylenir, nasıl anlatılır,velayet davası,nafaka davası,ortak velayet
Kaç Kişiyiz
boşanma nedenleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boşanma nedenleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Eylül 2011 Cuma
29 Ağustos 2011 Pazartesi
Medeni Kanun’da boşanma sebepleri
Zina (Madde 161): Zina, evli bir erkek veya kadının, kocasından veya karısından başka bir erkek veya kadınla cinsel ilişkide bulunması demektir. Kadın ya da kocadan birisinin zina yapması, diğer taraf için boşanma sebebidir. Bir başka kişi ile cinsel birleşme yaşayan eşin bunu kiminle yaptığı, bu kişinin evli olup olmadığı, yaşı, cinsel birleşmenin amacı ve özellikle süreklilik taşıyıp taşımadığı önemli değildir. Zina evlilikte eşlerin namus kavramına sadakatsiz olmalarını ifade eder ve bu durumun olması için davranışın sürekli tekrarlanması gerekmez.. Bununla birlikte boşanma sebebi olarak değerlendiren zina ceza kanununda suç kapsamında yer almamaktadır.
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (Madde 162): Kötü davranış, eşlerden birisinin diğerine acı ve ızdırap veren her türlü davranışıdır. Ruhsal ya da fiziksel sağlığı bozan ve tehlikeye düşüren davranışlar olarak da nitelendirilebilir. Dayak, işkence, anormal cinsel ilişkiye zorlama, aç bırakma, sokağa atma, eve hapsetme ve bunlardan birisini yapmakla tehdit etme gibi hallere maruz kalan eş onur kırıcı davranışın kapsamındadır. Kötü ve onur kırıcı davranış genellikle erkeğin kadına yönelik bir davranışı olarak görülür. Ancak bazı hallerde kadınlar da aşağılayıcı söz ve davranışlarla kocalarına kötü şekilde davranabilmektedir.
Eşlerin hayatına kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış kapsamında yaşadıkları, kimi zaman göreli olabilmekte, aynı eylem veya söz bir kültür ya da eğitim seviyesi için kötü muamele değilken başkaları için kötü muamele veya onur kırıcı davranış niteliği taşıyabilmektedir.
Eşlerden her biri, diğeri tarafından hayatına kast edilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle dava açabilir. Hayata kast, eşlerden birisinin diğerine öldürme girişiminde bulunmasıdır. Bir anlık kızgınlık veya ağır tahrik sonucu eylemin gerçekleşmiş olması boşanma nedeni olarak değerlendirilmektedir.
Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (Madde 163): Eşlerden birisi küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşamak diğer eşten beklenmezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme tek başına boşanma nedeni sayılmayıp, boşanmaya karar verilebilmesi için eylemlerin varlığının eş ile birlikte yaşamayı çekilmez hale getirmesi gerekmektedir .
Terk (Madde 164): Eşlerden birisi, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde, ayrılık en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise terk edilen eş boşanma davası açabilir. Diğer eşin onayı ya da onayı olmadan çeşitli zorunluluklar sonucu eşin evden ayrılması terk kapsamında eşe boşanma hakkını vermemektedir. Önemli olan, eşin evlilik birliğinin kendisine yüklediği sorumluluklardan kaçmak amacıyla ve haklı bir gerekçesi olmaksızın evi terk etmesidir. Herhangi bir haklı gerekçeyle evden ayrılan eşin daha sonra bu gerekçenin ortadan kalkmasına rağmen eve dönmemesi de evi terk etme niteliğindedir.
Terk gerekçesi ile boşanma davası açacak eşin, tek başına seçtiği eve taşınması ve diğer eşin iyi niyet kuralları çerçevesinde istemediği eve gitmemesi terk olarak değerlendirilmemelidir.
Akıl hastalığı (Madde 165): Eşlerden birisi akıl hastası olup bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. Eşlerden birisinin akıl hastası olması nedeniyle boşanma davası açabilmesi için hastalığın ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirmesi gerekmektedir. Akıl hastalığının boşanma gerekçesi olarak kullanılabilmesi için hastalığın üç yıldan bu yana devam etmekte olması, hastalığın iyileşmesinin mümkün görünmemesi ve hastalık nedeniyle diğer eş için ortak hayatın çekilmez bir hal alması gerekmektedir. Fakat diğer eş, eşi akıl hastası olmasına rağmen evliliği sürdürmek isterse, boşanma davası açmadığı sürece evlilik devam etmektedir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (Madde 166): Ülkemizde boşanma davalarının büyük çoğunluğu evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında gerçekleşmektedir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması için iki şartın oluşmas ıgerekir. Birincisi, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması halidir. Evliliğin temeli ile vurgulanmaya çalışılan evlilikten beklenen temel amaç ve yararlar olduğundan, evlilik birliğinin temelinden sarsılması da evlilikten artık yarar beklenmez ya da beklenemez bir birliktelik haline gelmesinden kaynaklanmaktadır. İkinci durum ise, ortak hayatın çekilmez hale gelmesidir. Ortak hayatın çekilmez hale gelmesiyse, aile birliğinin fiziki mekânı durumunda olan evin eş için gönüllü bir barınma ve ihtiyaç giderme mekânı olmaktan çıkması demektir.
Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz etme hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (Madde 162): Kötü davranış, eşlerden birisinin diğerine acı ve ızdırap veren her türlü davranışıdır. Ruhsal ya da fiziksel sağlığı bozan ve tehlikeye düşüren davranışlar olarak da nitelendirilebilir. Dayak, işkence, anormal cinsel ilişkiye zorlama, aç bırakma, sokağa atma, eve hapsetme ve bunlardan birisini yapmakla tehdit etme gibi hallere maruz kalan eş onur kırıcı davranışın kapsamındadır. Kötü ve onur kırıcı davranış genellikle erkeğin kadına yönelik bir davranışı olarak görülür. Ancak bazı hallerde kadınlar da aşağılayıcı söz ve davranışlarla kocalarına kötü şekilde davranabilmektedir.
Eşlerin hayatına kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış kapsamında yaşadıkları, kimi zaman göreli olabilmekte, aynı eylem veya söz bir kültür ya da eğitim seviyesi için kötü muamele değilken başkaları için kötü muamele veya onur kırıcı davranış niteliği taşıyabilmektedir.
Eşlerden her biri, diğeri tarafından hayatına kast edilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle dava açabilir. Hayata kast, eşlerden birisinin diğerine öldürme girişiminde bulunmasıdır. Bir anlık kızgınlık veya ağır tahrik sonucu eylemin gerçekleşmiş olması boşanma nedeni olarak değerlendirilmektedir.
Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (Madde 163): Eşlerden birisi küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşamak diğer eşten beklenmezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme tek başına boşanma nedeni sayılmayıp, boşanmaya karar verilebilmesi için eylemlerin varlığının eş ile birlikte yaşamayı çekilmez hale getirmesi gerekmektedir .
Terk (Madde 164): Eşlerden birisi, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde, ayrılık en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise terk edilen eş boşanma davası açabilir. Diğer eşin onayı ya da onayı olmadan çeşitli zorunluluklar sonucu eşin evden ayrılması terk kapsamında eşe boşanma hakkını vermemektedir. Önemli olan, eşin evlilik birliğinin kendisine yüklediği sorumluluklardan kaçmak amacıyla ve haklı bir gerekçesi olmaksızın evi terk etmesidir. Herhangi bir haklı gerekçeyle evden ayrılan eşin daha sonra bu gerekçenin ortadan kalkmasına rağmen eve dönmemesi de evi terk etme niteliğindedir.
Terk gerekçesi ile boşanma davası açacak eşin, tek başına seçtiği eve taşınması ve diğer eşin iyi niyet kuralları çerçevesinde istemediği eve gitmemesi terk olarak değerlendirilmemelidir.
Akıl hastalığı (Madde 165): Eşlerden birisi akıl hastası olup bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. Eşlerden birisinin akıl hastası olması nedeniyle boşanma davası açabilmesi için hastalığın ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirmesi gerekmektedir. Akıl hastalığının boşanma gerekçesi olarak kullanılabilmesi için hastalığın üç yıldan bu yana devam etmekte olması, hastalığın iyileşmesinin mümkün görünmemesi ve hastalık nedeniyle diğer eş için ortak hayatın çekilmez bir hal alması gerekmektedir. Fakat diğer eş, eşi akıl hastası olmasına rağmen evliliği sürdürmek isterse, boşanma davası açmadığı sürece evlilik devam etmektedir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (Madde 166): Ülkemizde boşanma davalarının büyük çoğunluğu evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında gerçekleşmektedir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması için iki şartın oluşmas ıgerekir. Birincisi, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması halidir. Evliliğin temeli ile vurgulanmaya çalışılan evlilikten beklenen temel amaç ve yararlar olduğundan, evlilik birliğinin temelinden sarsılması da evlilikten artık yarar beklenmez ya da beklenemez bir birliktelik haline gelmesinden kaynaklanmaktadır. İkinci durum ise, ortak hayatın çekilmez hale gelmesidir. Ortak hayatın çekilmez hale gelmesiyse, aile birliğinin fiziki mekânı durumunda olan evin eş için gönüllü bir barınma ve ihtiyaç giderme mekânı olmaktan çıkması demektir.
Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz etme hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Boşanmalar Neden Artıyor
Evlilikte sorunların çözülememesi anlık bir durum olmaktan çok bir süreci içerir. Evlilikteki denge, eşler arasındaki iletişimin niteliğinin yüksekliğine bağlı iken, evlilikteki sorunlar bu iletişimin zayıflığından kaynaklanmaktadır. Son yıllarda batı ülkelerinde evlenme oranlarında düşme yaşanırken, boşanma ve nikâhsız birliktelik yaşayan çiftlerin sayısında artış görülmektedir. Evlilik ile ilgili yaşanan bu değişim, nesiller arası geçiş ilkesi ile sonraki nesiller açısından da boşanma riskini artıran bir unsur haline gelmektedir.
Evrensel olarak son yıllarda boşanma oranlarının artması ve boşanmanın daha yaygın bir kültür öğesi haline gelmesi, toplumsal ve kültürel değişimin aile üzerindeki etkileri ile bağlantılıdır .Düşük orandaki varlıklı insanların dışında evlilik, mülkiyetin kuşaktan kuşağa aktarılmasında araç olarak değerlendirilmemekte, aile kurumu daha az zorunlu bir ekonomik ortaklık olarak görülmektedi.. Genel refahtaki artış ile evlilikle ilgili bir sorun olduğunda ayrı bir ev açmanın daha kolay hale gelmesi, boşanma oranlarının artmasında önemli bir etken olmaktadır .
Sanayi devrimi sonrası, üretim araçlarındaki değişikliklerin yol açtığı kentleşme ile birlikte ortaya çıkan yeni yaşam tarzları, toplumsal hayatta giderek artan bir oranda hareketliliğe yol açmıştır. Bu durum zamanla bireyselleşmeye, kadının özgürleşmesine neden olmuş ve süreç içerisinde kurulan evlilikler geçmişte olduğu gibi kadının ikinci planda olduğu değil de, sevgi ve saygının karşılıklı olarak yaşandığı bir yapıya dönüşmüştür. Bu temelde kurulan evliliklerde, kadının erkeğe “bağımlılığı” yerine “karşılıklı bağlılık” ilkesi ön plana çıkmış, evliliğe yüklenen anlamlar değişmiş; evlilikten daha fazla dayanışma, dostluk, sevgi paylaşımı ve duygusal yakınlık beklenilmeye başlanmış, ilişkinin niteliği eşlerin beklentilerini karşılayamadığı noktada boşanma daha fazla gündeme gelmiştir. Farklılaşan yaklaşımlardan birisi de çocuk noktasında ortaya çıkmıştır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaygın kanaat; tek başına çocuğun varlığının sorunlu bir evliliği sürdürmek için yeterli bir unsur olmadığıdır .
Sanayileşme sonrası yeni özgürlük anlayışının yanı sıra, dinsel ve töresel değerlerin aile kurumu üzerindeki etkisi azalmıştır.
Ayrıca tek başına çok olumlu sayılabilecek kimi değişmeler boşanmayı kolaylaştırıcı etken olmuştur. Kadın haklarının gelişmesi, kadınların eğitim seviyelerinin yükselmesi ve kadınların üretici olarak toplum yaşamına katılmaları evlilikteki uyumu etkilemiştir (Yörükoğlu 2000). Kentsel yaşamda, yaşanan hızlı toplumsal hareketliliğin etkisiyle, sevgiden başka ortak yanları olmayan, değişik kültürel özelliklere sahip insanların, farklı yetişme tarzı, eğitim durumu özelinde yaptıkları evliliklerde başarı şansı düşük olabilmektedir.
Benedek ve Brown, Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970’li yıllardan sonra her yıl yarım milyondan fazla çocuğun anne ve babasının boşandığını, 1950’lerde düşük olan boşanma oranının 1960 ve 1970’ler ile birlikte hızlı bir şekilde artmasının tesadüf olmadığını belirtmiş, değişen hatta evrim geçiren dünyada ve giderek daha fazla özgür olan bir ortamda, toplumun değil, bireyin mutluluğunu önemseyen bir anlayış içinde, hem kadının hem de erkeğin evliliğin kutsallığı ile ilgili toplumsal ve dini yapıları sorgulamaya başladıklarını, eşlerin birbirlerine karşı duygusal boyutta uzaklaşmalarını boşanma için yeterli görebildiklerini, ayrıca hükümetlerin de boşanmayı kolaylaştırıcı yasalar çıkararak boşanmaların artmasında etken olduğunu belirtmişlerdir.
Günümüzde pek çok çiftin boşanma nedenlerinin temelinde aralarında sevgi bağı olmasına rağmen, kişilik uyuşmazlığı yaşayarak, sağlıklı eş ilişkisi oluşturamamaları yatmaktadır (Collange 1996). Gençtan (2003), modern çağda evrensel olarak boşanma oranlarının artmasını, insanların evliliğe daha az istekli olmalarına değil, evlilik anlayışındaki değişim ile birlikte mutlu olabilmeyi, geleneksel değerler ve çocuğun varlığı için sorunlara katlanılmasına tercih edilmesine bağlamaktadır. Ayrıca boşanma evlilikten kaynaklanan derin bir doyumsuzluktan çok, evliliği ödüllendirici ve doyum sağlayıcı ilişki haline getirme kararlılığındaki artışın bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
Aile özelinde yaşanan değişmelerde ve boşanma oranlarının artmasında medya olarak adlandırılan, kitle iletişim araçlarının da etkisi vardır. Kitle iletişim araçlarında programlar sevgi paylaşımı noktasında flört etmeyi özendirirken, boşanmanın olağan bir durum olarak algılanmasına neden olabilecek yayınlar da yapmaktadırlar.
Evrensel olarak modern çağda boşanma oranlarının artması tek bir nedene bağlı olmaktan çok, birçok etkenin bir bütün olarak aileyi ve bireyleri etkilemesinden kaynaklanmaktadır.
Evrensel olarak son yıllarda boşanma oranlarının artması ve boşanmanın daha yaygın bir kültür öğesi haline gelmesi, toplumsal ve kültürel değişimin aile üzerindeki etkileri ile bağlantılıdır .Düşük orandaki varlıklı insanların dışında evlilik, mülkiyetin kuşaktan kuşağa aktarılmasında araç olarak değerlendirilmemekte, aile kurumu daha az zorunlu bir ekonomik ortaklık olarak görülmektedi.. Genel refahtaki artış ile evlilikle ilgili bir sorun olduğunda ayrı bir ev açmanın daha kolay hale gelmesi, boşanma oranlarının artmasında önemli bir etken olmaktadır .
Sanayi devrimi sonrası, üretim araçlarındaki değişikliklerin yol açtığı kentleşme ile birlikte ortaya çıkan yeni yaşam tarzları, toplumsal hayatta giderek artan bir oranda hareketliliğe yol açmıştır. Bu durum zamanla bireyselleşmeye, kadının özgürleşmesine neden olmuş ve süreç içerisinde kurulan evlilikler geçmişte olduğu gibi kadının ikinci planda olduğu değil de, sevgi ve saygının karşılıklı olarak yaşandığı bir yapıya dönüşmüştür. Bu temelde kurulan evliliklerde, kadının erkeğe “bağımlılığı” yerine “karşılıklı bağlılık” ilkesi ön plana çıkmış, evliliğe yüklenen anlamlar değişmiş; evlilikten daha fazla dayanışma, dostluk, sevgi paylaşımı ve duygusal yakınlık beklenilmeye başlanmış, ilişkinin niteliği eşlerin beklentilerini karşılayamadığı noktada boşanma daha fazla gündeme gelmiştir. Farklılaşan yaklaşımlardan birisi de çocuk noktasında ortaya çıkmıştır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaygın kanaat; tek başına çocuğun varlığının sorunlu bir evliliği sürdürmek için yeterli bir unsur olmadığıdır .
Sanayileşme sonrası yeni özgürlük anlayışının yanı sıra, dinsel ve töresel değerlerin aile kurumu üzerindeki etkisi azalmıştır.
Ayrıca tek başına çok olumlu sayılabilecek kimi değişmeler boşanmayı kolaylaştırıcı etken olmuştur. Kadın haklarının gelişmesi, kadınların eğitim seviyelerinin yükselmesi ve kadınların üretici olarak toplum yaşamına katılmaları evlilikteki uyumu etkilemiştir (Yörükoğlu 2000). Kentsel yaşamda, yaşanan hızlı toplumsal hareketliliğin etkisiyle, sevgiden başka ortak yanları olmayan, değişik kültürel özelliklere sahip insanların, farklı yetişme tarzı, eğitim durumu özelinde yaptıkları evliliklerde başarı şansı düşük olabilmektedir.
Benedek ve Brown, Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970’li yıllardan sonra her yıl yarım milyondan fazla çocuğun anne ve babasının boşandığını, 1950’lerde düşük olan boşanma oranının 1960 ve 1970’ler ile birlikte hızlı bir şekilde artmasının tesadüf olmadığını belirtmiş, değişen hatta evrim geçiren dünyada ve giderek daha fazla özgür olan bir ortamda, toplumun değil, bireyin mutluluğunu önemseyen bir anlayış içinde, hem kadının hem de erkeğin evliliğin kutsallığı ile ilgili toplumsal ve dini yapıları sorgulamaya başladıklarını, eşlerin birbirlerine karşı duygusal boyutta uzaklaşmalarını boşanma için yeterli görebildiklerini, ayrıca hükümetlerin de boşanmayı kolaylaştırıcı yasalar çıkararak boşanmaların artmasında etken olduğunu belirtmişlerdir.
Günümüzde pek çok çiftin boşanma nedenlerinin temelinde aralarında sevgi bağı olmasına rağmen, kişilik uyuşmazlığı yaşayarak, sağlıklı eş ilişkisi oluşturamamaları yatmaktadır (Collange 1996). Gençtan (2003), modern çağda evrensel olarak boşanma oranlarının artmasını, insanların evliliğe daha az istekli olmalarına değil, evlilik anlayışındaki değişim ile birlikte mutlu olabilmeyi, geleneksel değerler ve çocuğun varlığı için sorunlara katlanılmasına tercih edilmesine bağlamaktadır. Ayrıca boşanma evlilikten kaynaklanan derin bir doyumsuzluktan çok, evliliği ödüllendirici ve doyum sağlayıcı ilişki haline getirme kararlılığındaki artışın bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
Aile özelinde yaşanan değişmelerde ve boşanma oranlarının artmasında medya olarak adlandırılan, kitle iletişim araçlarının da etkisi vardır. Kitle iletişim araçlarında programlar sevgi paylaşımı noktasında flört etmeyi özendirirken, boşanmanın olağan bir durum olarak algılanmasına neden olabilecek yayınlar da yapmaktadırlar.
Evrensel olarak modern çağda boşanma oranlarının artması tek bir nedene bağlı olmaktan çok, birçok etkenin bir bütün olarak aileyi ve bireyleri etkilemesinden kaynaklanmaktadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)